Serbestleşen Dünya Ticaretinde Rekabet ve Ticaret Politikası İlişkisi

Yazar: Aybüke Yetim
yetimaybuke8979@gmail.com

Tam rekabet piyasası en genel anlamıyla, piyasada firmaların giriş ve çıkış engeline takılmadan piyasa fiyatının üstünde bir fiyat belirleme gücünün olmadığı bir piyasa türü olarak tanımlanabilir. Gerçek dünyada bu ideal duruma pek rastlanmamakla birlikte devletin rekabet politikasına ilişkin görevi firmaları sanki tam rekabet piyasasında faaliyet gösteriyormuş gibi davranmalarını sağlayarak rekabetin olabildiğince işlemesini sağlamaktır.

Modern anlamda rekabet yasası ilk kez 1890 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde çıkarılarak bu yasayla, özellikle firmaların kartel firmalarından farklı olarak uydu firmalar haline geldiği tröstleri yasaklamak amaçlandı. Tröstler özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde doğmuş ve gelişmişlerdir. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri rekabet politikası anti tröst politika olarak da isimlendirilir. Ancak Amerikan rekabet kurallarında, Amerikan çıkarları bakımından, dış pazarlara yönelik rekabet sınırlamalarına yeşil ışık yakılmıştır. Karteller ise Almanya’da gelişmiş ve genellikle fiyat belirleyen karteller olarak ortaya çıkmıştır). Savaş sonrasında ise Alman Kartel Hukuku özellikle savaşı kazanan ülkelerce belirlenmiştir.

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kurulması da Avrupa’da rekabet hukukunun gelişmesinde etkili olmuştur. Kartel, aynı dalda çalışan iki veya daha fazla işletmenin rekabeti azaltmak ya da ortadan kaldırmak için hukuki bağımsızlıklarını yitirmeden yaptıkları anlaşma ile oluşturdukları tekelci birliktir. Birden çok teşebbüsün, piyasayı kontrol etmek ve rekabeti kısıtlamak için yaptıkları anlaşmalara da kartel anlaşmaları adı verilmektedir. Kartel anlaşması belirli bir malın üretimi, pazarlanması ve fiyatının belirlenmesi gibi konuları içerir. Kartel anlaşmalarıyla rekabet sınırlandırıldığı, pazara etkide bulunulduğu ya da pazarda üstünlük sağlandığı için, pazar ekonomisine dayalı sistemlerde kartel anlaşmaları ve kararları, ilke olarak, geçersiz sayılmışlardır. Birden çok teşebbüsün faaliyet gösterdiği bir piyasada teşebbüslerin elde etmekte oldukları karları arttırmaları, piyasayı kontrol edebilmelerine bağlıdır.

Aynı piyasada faaliyet gösteren firmaların, kartel anlaşmaları ile fiyatı veya üretim miktarını kontrol etmeleri ya da piyasayı belirli coğrafi bölgelere ayırmaları karlarını maksimize etmekte çok etkili bir yöntemdir. Her ticari teşebbüs uzun dönemde karını maksimize etmek ve tekelci firma gibi fiyat belirleme gücüne ulaşmak ister. Birden çok teşebbüsün faaliyet gösterdiği bir piyasada fiyatın tekel fiyatı düzeyine yükselmesi, teşebbüslerin anlaşmış olmaları koşuluna bağlıdır.

Firmaların kartel şeklindeki işbirliğinde sermayeler birleştirilmemektedir, sadece belirli bir amaç için sermaye güçlerinin birlikte kullanılması söz konusudur. Kartelde tröstlerden farklı olarak işletmeler hukuki ve iktisadi bakımdan bağımsızlıklarını korumaktadırlar. Kartele giren işletmelerin amacı; kartel dışındaki firmalara karşı rekabet güçlerini kuvvetli tutmak, üretim miktarları, satış bölgeleri, fiyatlar gibi konularda pazarda hâkim olmak ve satışlarını maksimum düzeye çıkarabilmektir. Kartele giren bir firma, onun ortak fiyat ve üretim politikasını da benimsemek durumundadır.

Karteller ulusal veya uluslararası kartel olabilirler. Aynı endüstride ancak farklı ülkelerde faaliyet gösteren bir grup teşebbüsün rekabeti sınırlandırmak için aralarında anlaşma yapmalarıyla uluslararası karteller ortaya çıkmaktadır. Uluslararası karteller uluslararası piyasa hâkimiyeti sağlamak amacıyla kurulmaktadırlar. Uluslararası piyasa hâkimiyeti ise serbest ticareti engellemektedir. Karteller, birkaç firma arasındaki mevcut rekabeti ortadan kaldırarak tekelleşmeyi amaçladığından, hükümetler tarafından tüketiciyi sömüren kuruluşlar olarak değerlendirilirler. Karteli oluşturan firmalar fiyat, satış koşulları, pazarların paylaşılması ve her birinin üreteceği mal miktarı gibi temel ticaret konularında anlaşmış olarak tüketicinin karşısına çıktıklarından, tüketicilerin ilgili malların rekabet değerlerinin çok üstünde bir bedel ödemesine sebep olurlar.

Bu yüzden de modern kapitalist ekonomilerde kartelleşmeye karşı yasal düzenlemeler vardır. Ancak, kartelleşmeye karşı hükümet politikaları her zaman olumsuz yönde olmamıştır. Özellikle, ihracat alanındaki karteller hükümetler tarafından destek görmektedir. İhracat karteli adı verilen bu uygulamada, ulusal pazarda birbirleriyle rekabeti sürdüren firmaların dış pazarda birlikte hareket etmeleri öngörülür; yani pazar ayrımı söz konusu olup dış pazarlarda büyük ölçekli pazar gücü yaratılması amaçlanır.

KÜRESEL PAZARLARDA REKABETİ DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIMLAR

Özellikle 1980’lerin sonundan itibaren, anti-rekabetçi uygulamalara karşı çok-taraflı disiplinler geliştirilmesine yönelik giderek artan bir ihtiyaç ortaya çıkmış ve bu yönde politikalar ve kurallar oluşturulması için çeşitli platformlarda çağrılar yapılmıştır. Buna gerekçe olarak ise, küresel şirketler tarafından tatbik edilen piyasa gücünün ancak küresel bir rekabet uygulaması ile denetlenebileceği gösterilmiştir.

Gerçekten de, günümüzde, rekabet alanında uluslararası işbirliği giderek önem kazanmaktadır. Bölgesel ticaret anlaşmalarında ve Dünya Ticaret Örgütü’nün çalışmalarında rekabet politikasına verilen bu önemi fark etmek mümkündür. Küreselleşmeyle birlikte, ekonomi ve ticaretteki liberalleşme eğilimlerinin hız kazanmasıyla sermayenin serbest dolaşımı artmış, ticaret serbestleşmiştir. Artan ticaret ve yatırım hacminin son derece keskin bir rekabete yol açması nedeniyle şirketlerde kartelleşme ve rekabete aykırı uluslar-ötesi birleşmelere yönelme eğilimi ortaya çıkmıştır.

Bağımsız firmalar arasındaki anti-rekabetçi işbirliği uygulamalarına ve bunların uluslararası ticarete yaptığı etkilere ilişkin verilen önem, özellikle 1980’li yıllarda artmaya başlamış, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) gibi kuruluşlar son yıllarda bu konudaki inceleme çabalarını çoğaltmışlardır. Avrupa Birliği, rekabeti uluslararası alanda düzenleyen bir Dünya Ticaret Örgütü Anlaşması talep etmektedir. 14 Aralık 1960 tarihinde Paris’te imzalanan anlaşmayla kurulan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, ekonomik gelişme yolunda uluslararası alanda işbirliği yapılması amacına ulaşmak için çalışmalar yapan bir kuruluştur.

Teşkilatın gerçekleştirmek istediği hedeflerden birisi de, OECD ülkeleri arasında uluslararası ticareti etkileyen rekabeti sınırlayıcı uygulamaları kontrol etmektir. Bu alanda pek çok tavsiye kararı alınmıştır. Bu tavsiye kararlarının çıkmasına yol açan ve üye ülkelerce de benimsenen düşünceye göre, rekabeti sınırlayıcı uygulamalar, ekonomik büyüme, ticaretin genişlemesi ve diğer ekonomik hedeflerin gerçekleşmesine bir engel teşkil etmektedir ve kaldırılmalıdır. Küreselleşme eğilimleri ile birlikte iç piyasa ve dış piyasa arasındaki ayrım giderek belirsizleşmiş, bunun sonucunda da günümüzde rekabet politikası ve ticaret politikası arasındaki önemli ilişkiler ortaya çıkmıştır.

Çalışmada bahsedildiği gibi ticaretin küreselleşmesi ve rekabet politikası düzenlemeleri paralel gitmesi gereken süreçlerdir. Aksi hâlde ticaretin serbestleşmesinin sonuçlarından birisi de küresel karteller olacaktır. Dünya ekonomisinin serbestleşmesiyle birlikte küresel karteller ve birleşmeler gibi rekabete ve rekabet politikasına ilişkin uluslararası sorunlar ağırlık kazanmaktadır. O nedenle rekabet otoritelerinin, rekabete ilişkin uluslararası sorunları yakından izlemeleri ve bu alanda uluslararası işbirliği arayışları içinde olmaları gerekmektedir. Bu konudaki diğer önemli bir nokta ise ihracat kartelleridir.

İç piyasalarında kartellere karşı ağır yasaklar getiren ülkeler ihracat kartellerine hoşgörülü yaklaşmaktadırlar. Üstelik ihracat kartelleri karşısında rekabet otoriteleri çaresiz kalmaktadırlar çünkü gerek yetki açısından gerekse kartel faaliyetlerinin kanıtları ülke dışında olduğundan bir ülkenin rekabet kurumunun başka bir ülke menşeli firmaya yaptırım uygulaması söz konusu değildir. Gelişmekte olan ülkeler siyasi ve ekonomik olarak bir baskı unsuru olamadıklarından ihracat kartellerinin anti-rekabetçi tutumlarından daha çok zarar görmektedirler. Gelişmekte olan ülkelerin rekabet politikası konusunda ise küresel düzenlemeler yapılırken gelişmekte olan ülkelerin kendine özgü durumları göz önüne alınarak rekabet politikasının önemli bir kısmını oluşturan birleşme denetimi konusunda daha esnek davranılmalıdır. Yani gelişmekte olan ülkelerdeki işletmeler arası birleşmelerin denetiminde daha toleranslı olunmalıdır. Çünkü gelişmekte olan ülkelerde maksimum rekabetin değil, optimum bir rekabetin hedeflenmesi daha yararlı olacaktır.

Daha da önemlisi, küresel ticaretin tüm ülkeler için uyulması zorunlu bir politika olduğu günümüzde, gelişmekte olan ülkelerin kendi ulusal kalkınma gereksinimlerine yanıt verecek ulusal bir rekabet hukuku ve rekabet politikalarını uygulayacak bir rekabet kurumları olmalıdır. Sınır-ötesi anti-rekabetçi teşebbüs uygulamalarına karşı küresel bir disiplinin nasıl oluşturulup uygulamaya geçirileceği konusunda çeşitli yöntemler önerilebilir. Doğrudan doğruya uluslararası rekabet anlaşmasının imzalanması bu konuda gerçekleşmesi en zor bir yaklaşım olarak görülmektedir. Ortak rekabet politikalarının bölgesel entegrasyonlar yoluyla yaygınlık kazanması ve daha sonra bu entegrasyonların aralarında yapacakları anlaşmalarla rekabet standartlarının küreselleşmesi daha kolay bir strateji olarak görülmektedir.

Kaynak: Boss Life Dergi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here