Işınla Bizi Dr. Susan; 90’lar ve Genç Robotçular

A. Ali Şen

Intecro Robotics CEO

[email protected]

IŞINLA BİZİ DR. SUSAN; 90’LAR ve GENÇ ROBOTÇULAR

Yıllar önce, günün birinde, henüz ben daha ortaokul öğrencisi iken, son matematik dersine öğretmenimiz gelmediği için dersimiz erken bitmişti. Uzun zamandır ilk kez eve erken gidiyordum. Dahası uzun zamandır okuldan eve gidişte kullandığım şehir içi minibüsünde oturmanın ve sessiz sakin bir yolculuk yapmanın mutluluğunu yaşıyordum. İki kişilik koltuğun cam kenarına oturdum, yanımda kimse yok! Müthiş ! Camdan çevreyi izliyordum. Arkamda küçük bir çocuğun cıvıl cıvıl sesi geliyordu. Peltek bir konuşma ile hitabından babası olduğunu zannettiğim birine durmadan sorular soruyordu. Sadece sesini duyabiliyordum, arkamda ki koltukta oturdukları için camdan geriye doğru baktığımda yansımadan sarışın 3-4 yaşlarında bir erkek çocuğu ve kucağında oturduğu babasının bir suretini görmekteydim.

Çoçuk minibüsün camından baktığında çevresinde gördüğü ve anlam yüklediği ne varsa babasına soruyordu. 
Şöyle bir diyalog başladı aralarında :
– Baba bu ne ?

– Kamyonet oğlum

– Peki bu ne Baba ?

– Bisiklet oğlum

– Aaa burda da bişey var, o ne baba ?

– İlaçlama arabası oğlum ( eskiden caddelerde sivrisinek ilaçlamak için kullanılan mazot egzosu atan araç)

– Niye herkes onun arkasından koşuyor baba ?

– Bilmiyorum yavrum.

– Onlar biliyor mu ?

– Neyi ?

– Neden onun arkasından koştuklarını?

– Biliyorlardır herhalde yavrucuğum?

– Sen niye koşmuyorsun baba?

Son sorudan sonra babası sıkılmış olmalı ki cevap vermedi. Bir süre sonra çocuk minibüsün camına avuç içini sürterek iç gıcıklatan sesler çıkarmaya başladı ve babası ;

– Yapma oğlum, dedi ve oğlunu uyardı.

Çocuk babasından sürekli olarak dış ortamda gördüğü şeyleri talep etmeye başladı.

– Baba bende kamyonet istiyorum

– Tamam oğlum önümüzdeki ay sana oyuncak bir kamyonet alacağım

– Bisiklet de istiyorum

– Ama sen o bisiklete binemezsin!

– Oyuncak alırsın o zaman baba.

– Peki oğlum sonraki ay da onu alırım

– Bak baba balonlara, ben balon istiyorum, Aaaa baba görüyor musun, pamuk şeker yiyorlar bende istiyorum, onu da istiyorum, bunu da istiyorum. Derken..

Çocuk bayır aşağı hızını alamadan durmadan istiyordu. Çocuk ne de olsa ama babası da bir yerden sonra dayanamadı ve
– Oğlum dur artık bir dakika. Öyle her istediğini alamayız. Durmadan istiyorsun ama onların hepsini almak için para’ya ihtiyaç var.

– Para mı, o ne ya ? 

Babası “bir dakika” dedi, cebinden bozuk para ve sanırım birkaç kağıt para çıkarıp gösterdi

– İşte bak bunun gibi, biliyorsun daha öncede göstermiştim sana, bak bu demir para, bu da kağıt para . demir para az paradır. Kağıt para ise kocaman bir paradır.

Çocuk anlamış olduğunu teyit edercesine ;

– hmm, dedi.

Babası – Bende her gün işe gidiyorum ve sınırlı miktarda para kazanıyorum, dedi.

Sonra birden ses kesildi biranda çocuk 5-10 saniye sessiz kaldı ve

– Sınırlı derken az mı demek istiyorsun baba ?, dedi

– Evet oğlum az kazanıyorum

– Bozuk paralardan mı ?

– Evet oğlum bozuk paralardan

Çoçuk sonra yeniden cama yöneldi ve camdan gördüğü şeyler için ;

– Bu ne kadar para, o ne kadar para, diyerek sualler sormaya başladı babasına.

Babası da;

– O çok para, onu alamayız, oda çok para, onu da gelecek ay alabiliriz para biriktirerek, diyerek yarı geçiştirmeli cevaplar verdi.

– O zaman sadece balon alabiliriz, dedi çocuk

– Bu ay için evet,  dedi babası da.

Biraz sessizlik oldu, ben neredeyse tamamen arkamda ki diyaloğa kulak kesilmiştim, minibüste hafif kısık arabesk bir tını geliyordu ilk bindiğimde ama artık neredeyse müziği dahi hiç duymaz hale gelmiştim. Çocuk biranda hareketlendi ve

– Baba, para nasıl oluyor ?

– Nasıl derken anlamadım oğlum?

– Nasıl oluyor işte, nerden geliyor, kim yapıyor?

– Haaa, anladım, nasıl yapılıyor demek istiyorsun sanırım?

– Hı hı evet .

– Bak oğlum ; para dediğimiz şey kocaman bir para basma makinasında üretiliyor o makinada çeşitli aşamalardan geçerek son halini alıyor ve çalışanlara veriliyor, diyerek kısaca anlattı babası.

Ben iyiden iyiye gelişen bu diyaloğa sarmıştım, heyecanlanmaya başladım. Çok ciddiye aldım, öyleki inmem gereken durağı geçtiğimi fark ettim ama inmedim ve oturup dinlemeye karar verdim.

Aradan çok geçmedi çocuk yine o malum masum tavrı ve cıvıl cıvıl ses tonu ile babasına dönüp, heyecanla:

– Baba, baba, diyerek babasını silkeledi.

Babası ise sabrını vakarını bozmadan ;

– Efendim yavrucuğum, dedi.

– Baba !

– Evet oğlum söyle ne diyeceksen ?

Çoçuk sanki cümleyi toparlamaya çalışıyor gibiydi, çok kez baba, baba diyerek devam etti ve sonunda;

– Baba !

– Of oğlum de ne diyeceksen artık !

– Baba, para basma makinası kaç para ?

– ……. (sessizlik)

– Kaç para baba? Para biriktirelim alalım onu!

-…… şey, ımmm, oğlum, ya sen ne eşek sıpası bir çocuksun! O nasıl bir soru? Nerden aklına geliyor böyle şeyler.

Ben artık o andan itibaren dayanamayıp arkamı döndüm ve gerçekten o çocuğun yanaklarını okşadım, babasını kutladım ve iyi dileklerimi sundum, ne kadar şanslı bir baba olduğunu söyledim.

Adam, çocuğunun devrimsel sualleri ile o kadar bunalmıştı ki benim tepkim sonrası dahi 5- 10 saniye yüz ifadesi değişmedi ancak sonra adamın yüzü biranda gurur ve seviç dolu bir yüz ifadesine dönüştü

– Bu oğlan böyle işte her zaman ters köşe olmaya alıştık, dedi gururla.

Bunu o yaşlarda tam tanımlayamadım ancak ilerleyen zamanlarda anladım ki ; diyalektik zeka’nın yükselişine tanıklık etmişim. Hayatımda ilk kez bu kadar keskin ve analitik bir zekanın, iletişim yolu ile dakikalar içinde gösterdiği gelişime, yalın ve berrak bir şekilde şahitlik ettim. 

O andan itibaren zeka’nın yaştan bağımsız olarak irade ile güçlendiğini ve şekil bulduğunu idrak etmeye başladım.

O çocuk büyüdüğünde hangi mevkide ve derede yaşadı malasef bilmiyorum. Babasının iletişimini almadığım için büyük pişmanlık duydum yıllarca. Çok değerli bir anı olarak hafızamda hala tazeliğini koruyor. Sanırım şuanda üniversite çağına gelmiştir o sarışın gürbüz çocuk. Genç robotçular altında bu hikaye ile başlamak istedim. Zira her genç robotçunun hayatını şekillendiren, onu robot-çuluk mesleğine iten ve bu işe heveslendiren kavramsal bir kırılma nedenselliği vardır. Benim ki de buydu sanırım. O sarışın çocuktan çok kuvvetli şeyler öğrenmiştim, mesela; durmadan nasıl ilerlemem gerektiğini ve keşfetmeyi.

90 yıllarda çizgi film ve romanlarda çeşitli robotlar görüyordum, onlara büyük heves duyuyordum. Voltran, Teknodrom, Modül, Robocob vs. sürekli robotlar ile ilgili bir şeyler arıyordum. Maalesef internet yoktu. Ama zihnim google’dan hızlı tarıyordu siber hayal alemini, aklıma türlü araçlar ve türlü ucubelikte uçan kaçan uzay gemileri ve onun içinde driver’lık yapan robotlar geliyordu. Çok mu Star Wars izledim emin değilim ama her Pazar gecesi saat 23’de “Mavi Ay”’dan sonra “Ziyaretçiler” dizisindeki varil patlatan, yeşil kanlı uzaylıları (kansız uzaylılar mı demeliyim bilmiyorum ?) izlemek için annemi, babamı atlatıp, küçük kardeşimi uyutarak önemli bir maraton yapıyordum. Ana Britanica, Meydan Larousse ‘da robot ile ilgili yeterli bilgi yoktu. Daha fazlasına ihtiyacım vardı. Birden aklıma o sarışın çocuk geliyordu, onu faklı kılan neydi veya bende eksik olan neydi ? Az da olsa bilgi alıyordum aslında ancak hissedilir bir ilerleme sağlayamıyordum. Ya bilgiler yetersizdi ya da ben!

O çocuğu taklit etmeye başladım ve fark ettim ki bilgi, tek başına yol açmaya yetecek yıkıcı güce sahip değildi.  Bilgiyi iletişim ile şekillendirmenin ve bu yöntemi bir ilerleme aracı olarak kullanmanın önemini fark ettim. Çok fazla konuşmaya meyilli değildim, hele ki benden yaşça büyükler ile. Gel gör ki aradığım şeyde onlardaydı yani benden yaşça büyüklerde ve onarın deneyimlerinde. Öncelikle dayımla konuşmaya karar verdim, ne de olsa o ailenin en entelektüel ve tahsilli kişisiydi. Ancak bazen çok karmaşık cümleler kurduğu için kendisini anlamıyordum ve anlamadığımı söylemek istediğimde ise “sözümü kesme” diyerek devam ediyordu anlatmaya ve farklı noktalara sürükleniyordum. Her şeye rağmen buna değerdi diye düşündüm ve kendisine düşüncelerimi aktarmak üzere cesaretimi topladım ve yanına gidip robotlar hakkında bilgi almak üzere yardım istedim. İlk önce şaşırdı, ilk kez onun bilmediği bir şey için yardım istemiştim! Oda bana kendisinin daha önce okuduğu, atmaya kıyamadığı ve arşivde 5-6 yıldır biriktirdiği eski sayılara ait bilim teknik dergilerinden büyük bir koleksiyon verdi.

– Al bunları araştır, dedi.

Sonra bir de kütüphaneye gittik beraber, bana kart çıkarttırdı. Henüz orta okuldaydım. Çok mutluydum binlerce kitap vardı kütüphanede ve hepsini okumak istiyordum. Nitekim öyle olmadı. Fakat yine de robotlar hakkında araştırma yaparak dergilerden ve kütüphanedeki kaynaklardan derlemeler yapmaya başlamıştım bile. Robotlar hakkında anlayabileceğim türden bilgi içeren kitapları okuyup, dergilerde rastladığım robot teknolojisi ile ilgili ile haberlere odaklandım. Sonunda biriyle tanıştım: Sir Isaac Asimov!  Öylece bekliyordu beni 1950’den kalma 15. Baskı Ben, Robot öykü ve çizgi romanları ile. Sonra Robopsikolog Dr. Susan Calvin ile tanıştım ve onun çevresinde dönen sevimli distopya belalılarını ve kahramanlarını tanıdım. Derken bu böyle devam etti. Lise ve üniversitede ne istediğini bilen, vasat ders notlarına sahip ama yüksek derecede sosyal bir birey olmaya meyillendim. Sürekli iletişim halindeydim. O kadar çok arkadaşım oldu ki annem arkadaşlarımı misafir etmeyle başa çıkamayınca evin bahçesini ve terası bana zimmetlemişti.
Yaşamımda ki hiçbir şeyin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Gençliğime mal olmaya devam eden seçimlerin aslında beni dinç tutan şeyin ta kendisi olduğu gibi. Bir mesleğin öyle yada böyle ideale dönüşmesinden çok, gerçek bir idealin mesleğin olması gibi.

Sarışın bir çocuktan yada 3-4 yaşında ergen bir bebekten mi demeliyim! Üstelikte ben daha ergen yaşlarımda iken, ilkesel bir kazanıma sahip oldum, fark ettim onu gerçekten, adını bilmiyordum ama peşinden gitmem ve onu sorgulamam gerektiğini, bu durumun özel bir yanı olduğunu fark ettim. 

Acayip bir çocuktu; sanki camdan şunları haykırıyor gibiydi:

“Peşinden koş, dene, karıştır, dağıt ve birleştir. Baktın olmadı boz ve bir daha dene, yeniden birleştir. Farkında olarak bak dingin ol, öğrenmeye devam et genç kal, susmayı bil engin ol, sabret ergin ol, yardım et insan ol, Asimov oku, ahlak öğren Robotçu ol” vesselam.

Saygılarımla.

Ahmet Ali ŞEN

Bir Sonraki Yazı Dizisi ; Anadolu’nun Genç Robotçuları