Utku Demirsoy, Kemal Kılıçdaroğlu’nu nasıl fotoğrafladı?

Reklamcı ve Fotoğraf sanatçısı Utku Demirsoy sosyal medyadaki paylaşımıyla herkesi duygulandırdı. 10 yıl önce, fotoğrafçılığa yeni ilgi duymaya başlayan meraklı bir gençken, babasının kanser hastalığıyla fotoğraf sergisi açarak mücadele etmek istiyor, bakın sonra neler oluyor?

İşte Utku Demirsoy’un sosyal medyada paylaştığı o hikaye

Hey gidi yıllar! Size henüz onyedi yaşında, fotoğrafçı olmaya hevesli bir genç iken Kemal Kılıçdaroğlu’nu nasıl fotoğrafladığımı anlatmak istiyorum.

17 yaşında olmak, herşeyden haberinin olduğu ama hiçbirini umursamama lüksünün olduğu bir yaştır. Ne çocuk derler, ne yetişkin. 17 yaşındayken babamın kansere yakalandığını öğrendim. Babamı umursamama lüksüm yoktu. Babam benim kahramanımdı. Çaresizliği, dibe çöküşü, çıkış bulamamayı iliklerime kadar hissediyordum. Çok yalnızdım. Ruhum bedenime dar geliyordu. Hala umudumun var olduğuna odamdaki fotoğraf makinasını gözüme kestirdiğim an fark etmiştim. 17 yaşında bir çocuk için zar zor şeylerdir ne istediğini bilmek. Kanser’in tedavisini bulamıyorsam, fotoğraf sergisini açabilirim diye düşünmüştüm. Kanser hastalarının moral ile tedavi olduğunu duymuştum bir yerlerde. Bu fikir hem babamı hem de diğer hastaları iyileştirebilir, hastalığa yakalanmamış insanlar için de bir farkındalık yaratabilirdi belki. Dikkat çekici kişilerin portrelerini çekerek, kansere dair birer cümle kurmalarını isteyecektim. İnternetten ulaşabildiğim her ünlünün fotoğrafını çektim bu sergi için. Okulda tost yemiyor, tost bütçemi ünlülerin fotoğraflarını çekebilmek için dolmuşa veriyordum. Tam otuzdokuz ünlüyü fotoğrafladım, ancak kırka ulaşınca bitirecektim. Kırkıncı kim olacaktı? Hadi kırkıncıyı çektim diyelim, fotoğraf sergisini hangi para ile açacaktım? Sergi salonu, matbaalar, davetiyeler çok zor bir iş fakat gerçekten inanmıştım. Bir yandan fotoğraflar çekiyor, bir yandan da sponsor bulabilmek için memleketteki bütün belediyelere, sivil toplum kuruluşlarına, şirketlere emailler atıyordum.
Kimse geri dönüş yapmıyordu. 9 kasım akşamı aklıma dahiyene bir fikir geldi. Ertesi gün anıtkabirde olacak resmi törene okulum ile katılacaktım, ancak devlet protokolüne ulaşabilmem için öğrenci olmam yeterli değildi. Basın kartına hiç benzemeyen, ama çok andıran bir kart yapıp boynuma astım. Ulusal televizyon kanalları canlı yayında devlet erkanını çekerken onların arasına amatör fotoğraf makinam ile sıvıştım. Koskoca devlet büyükleri ile aramda 30 santimetre vardı. Başbakanlık koruma polisi benim basın mensubu değil öğrenci olduğumu fark edip, “Ne işin var senin burada geç çabuk sırana!” diye beni azarladı. Ben arkamı dönmüş giderken Anıtkabir’de görevli bir subay beni kovulmuş bir gazeteci sanarak beni yanına çağıdı. “Ona ne oluyor, buraya asker bakar! Gel bakalım benimle!” diyerek beni en güzel kareleri çekebileceğim ve basın mensuplarının geçemediği özel bir yere götürdü. Ben orada fotoğraflar çektim ancak, fotoğrafını çektiğim modeli yönlendiremediğim hiç bir fotoğraf benim için bir anlam ifade etmiyordu. Tören bitti, devlet erkanı dağılırken bir anda Kemal Kılıçdaroğlu ile burun buruna geldik. “Merhaba efendim, ben sizin portrenizi çekmek istiyorum, beni lütfen arayın…” diyerek kartvizitimi verdim. Çevremdeki herkes, “Koskoca Kemal Kılıçdaroğlu, 17 yaşında birini mi arayacak? peh..” diyerek ihtimal vermediler. Ama dedim ya, ben hala umudun var olduğuna inanıyordum.
Yaklaşık bir ay sonra telefonum çaldı. Telefonumun çaldığı anda lisede sınıfta oturuyordum. Boş dersti. Sınıf çok gürültülüydü. “Efendim?” dedim.. “Merhaba Utku bey, Sayın Kılıçdaroğlu’nun makamından arıyorum.. Yoğunsuzun sanırım başka bir zaman arayalım.” dediler. “Yok yok müsaitim buyrun” dedim ciddi bir ses tonu ile. “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu cumartesi günü saat 14.00’te sizi bekliyor” dedi. Kulaklarıma inanamadım! Sanırım çevremden aldığım olumsuz tepkilerden dolayı, benim umudum bile sönmek üzereydi. Cumartesi günü saat 14’e 5 kala Kemal Kılıçdaroğlu’nun odasındaydım. “Merhaba çocuklar nasılsınız?” dedi ve gün kurusu ikram etti. Epey bir bizimle sohbet etti, hikayemi dinledi. Ardından kendi yaptığım amatör ışıklar ile fotoğraflarını çekmeye başladım. Çok ciddi ama çok heyecanlıydım. Oradan birisi “Başkanım gülümseyin!” dedi. “Sen karışma, Utku beni nasıl yönlendireceğini bilir” diye yanıt verdi Kılıçdaroğlu. Kendimi mükemmel hissediyordum. Fotoğraf çekimini bitirince, “Yahu Utku ne diyeceğim, senin sergine biz destek olalım!” dedi. Gözlerim faltaşı gibi açıldı. Dönemin Çankaya Belediye başkanına telefon edip, sergi sponsoru olmalarını istedi. Sanırım bugüne kadar hayatımda bana yapılmış olan en büyük jestti. Babam her geçen gün gözümün önünde eriyor, ve babam vefat etmeden sergimi açmam gerekiyordu. Kırkıncı portrem Kemal Kılıçdaroğlu idi. Bir kaç hafta içerisinde sergimi açtım. Sergimi açtıktan 3 gün sonra babam vefat etti. Hayatımın en mutlu ve en üzgün haftasını aynı zamanda geçirdim. Bu yaşadığım olay haber değeri taşıyordu. Tesadüfen aldığım gazetede kendi haberimi gördüm. Sonra gidip marketteki tüm gazeteleri aldım. Hepsinde çıkmıştım. Aradan yıllar geçti, bu süreç boyunca hiç Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşebilme fırsatı bulamadım. Mansur Yavaş’ın kızının düğününde bir araya geldik. Beni görür görmez tanıdı. “Baban nasıl oldu?” dedi. Kulaklarıma inanamıyordum. Nasıl Yani? Nasıl unutmamıştı.” Kaybettim efendim.” dedim. Çok üzüldü, bana moral verecek bir kaç cümle kurdu ve o dönemki azmimden dolayı tebrik etti.

17 yaşındaki bir insan rüzgar misali nereye savrulursa o yöne gider. Yaşına bakmadan insanlara değer verebilmek büyük erdemdir. O gün Kılıçdaroğlu kartvizitimi çöpe atsaydı ben belkide bambaşka bir yöne savrulmuştum.

Utku Demirsoy’un bu paylaşımından sonra Kılıçdaroğlu bir sürpriz daha yapıyor,  fotoğrafçı Demirsoy’a mail gönderdi ve bir kez daha onu şaşırtmayı başardı.
 

İşte CHP Liderinin Utku Demirsoy’a gönderdiği o e-mail;