İletişim Teknolojilerinin Günümüzdeki Yeri

Yazar: Aybüke Yetim yetimaybuke8979@gmail.com

İletişim teknolojileri 1990’lı yılların ortalarında internet hizmetleriyle ivme kazanmış, kişisel bilgisayarların hızla artışını mobil teknolojiler takip etmiştir. Günümüzde iletişim teknolojileri ile bağlantılı olarak nesnelerin interneti

sensörler, mekâna gömülü sistemler, anlamsal web, bulut sistemi vb. teknolojiler, sosyal medya uygulamaları kentsel yaşamı yönlendirmektedir.
Bu sistemlerin işlenirliği ise temelde mobil cihazlar ve internet kullanımı üzerinden ölçülmektedir. Günümüzde dünya nüfusunun henüz %40,4’u internet kullanıcısıdır (%32’si mobil geniş bant abonesidir). Diğer yandan mobil telefon aboneliği bir tüketim simgesi olarak bugün dünya nüfusunun %95’ine ulaşmıştır. Burada göze çarpan husus mobil geniş bant hizmetinin yaygınlaşmaya başladığı 2004 yılından günümüze mobil telefon kullanımının %34’den %95, internet kullanıcılarının %12’den %41 düzeyine yükselmiş olmasıdır.

Bu rakamlara göre; yakın gelecekte mobil cihaz sahipliğinin dünyanın tamamını kapsayacağı, mobil cihazların cazip bir araç haline getirmek için kablosuz geniş bant hizmetinin tüm mekânları kapsayacağı, böylece internet kullanımının dünyanın tamamına yaklaşacağı öngörüsü yapılabilir. Kısaca iletişim teknolojilerinin gelecek perspektifindeki vizyonu tüm insanlara daha hızlı, daha çeşitli hizmet sunarak bireyin yaşamının vazgeçilmez parçası

olmaktır denilebilir. 21. yüzyılın ilk çeyreğine ulaşmadan
insan yaşamının iletişim teknolojilerinin gelişim çizgisine göre şekilleneceği yadsınamaz bir gerçek olarak görülmekle birlikte, 2015 yılı itibariyle iletişim ve medya teknolojileri doğrultusunda kurgulanan kentsel hareketlilik deneyimlenmeye başlanmıştır.
Bu gelişme daha hızlı ve daha bireysel hizmet parolasıyla kısa ve uzun vadede “mekânsızlaşma”2 doğrultusunda yeni adımların atılacağını göstermektedir. Günümüzde mekânsızlaşma, teknolojinin yaşamımıza kattığı hız çerçevesinde “mekânsal deneyim” üzerinden değerlendirilmektedir. Harvey’e göre bugün “hız” olgusunun biçimlendirdiği yaşadığımız çevrelerde geleneksel anlamda mekânsal deneyime olanak sağlayan bir ortamdan söz etmek zordur. Mekân zamanın dağılımını düzenlemekte, zaman mekânın yapısını değiştirmektedir). Virilio’ya göre, küresel enformasyon teknolojisinde öne çıkarılan şey, artık mekân değil, “hızlandırılmış zaman”dır. Hızın yarattığı yeni gerçeklik duyumları, algılanan doğal ya da fizik-mekânsal varoluş hissini daraltmaktadır (2003, 114). Bunlara ek olarak Auge de “yer”i kimliğe sahip, ilişkisel ve tarihsel anlamda tanımlanabilen alan olarak açıklamakla birlikte, “yer olmayan”ın (non-lieux) belirli bir kimlik ve ilişki ortamı oluşturmadığını, yalnızlık ve benzeşim yarattığını savunarak mekânsızlaşma sürecine gönderme yapmaktadır. Gelecekte ise mekânsızlaşma sınırsız kentleri işaret etmektedir. Çünkü günümüze kadar gelişen ve yakın geleceğe hitap eden

iletişim teknolojilerinin altyapısı her ne kadar özel mekânlara ve araç donanımına bağımlı bir yaşam biçimini işaret etse de giderek mobil karakteri güçlenen teknolojiler sınırsız ölçüde mekândan bağımsızlığı öne çıkaran bir perspektif sunmaktadır. Dijital ağa kablosuz bağlantı bilginin mekândan bağımsızlığını, mobil akıllı cihazlar ise bireylerin mekândan bağımsız davranış biçimini yaygınlaştırmaktadır.

Yeni İletişim Biçimlerinin Yarattığı Sosyal Yaşam ve Kent
19. yüzyıldan 1960’ların sonlarına kadar olan süreçte iletişim teknolojileri toplumu kitleselleştirme sürecinde rol almış, bu aşamada kitle iletişim araçları önemli bir paya sahip olmuştur. Ancak 1970’lerde başlayan yeni dönem bu kez kitlelerin çözülmesini getirmiştir; bu durum iletişim teknolojilerinin çağımız kapsamında sorgulanan yanını ortaya koymaktadır. Özkök’ün (1985, 15) 30 yıl önce dile getirdiği ifade sonrasında gelişen yeni iletişim teknolojileri kitlelerin bireye kadar çözülmesi ile sonuçlanmış, kitleleri ve sınırları şeffaflaştırmıştır.
Toplumun önemli sosyal değişim aracı olarak bireysel iletişim teknolojileri insanlara sınırsız hareket biçimi sağlasa da günümüz kesitinde bunu genellemek henüz risklidir. Yine de konuya sosyal yaşam perspektifinden baktığımızda temelde iki etki ortaya çıkmaktadır:

• iletişim teknolojileri insanlar arası, toplumlar arası iletişim olanağını arttırmakta,
• fiziksel etkileşimi azaltmakta ya da etkileşim biçimini değiştirmektedir. “Birlik yerine benliğin ortaya çıktığı” günümüzde her an, her yerde mobil iletişim olanağı yüz yüze görüşmelerin

gerekliliğini azaltırken, fiziki bir vücut gerektiren varlık ve onun ifadesi olan kimlik artık sanal mekânda, vücudun kendisi olmadan da kamusal alana katılabilmektedir.

Gelişen iletişim teknolojileri küresel düzlemde hareket özgürlüğünü arttırırken aynı zamanda dünya çapında egemen, tekelleşmiş, tek merkezden yönlendirilen bir kültür pazarının işleyişini sağlamakta, kökeni kapitalizm, endüstrileşme ve kentleşmeye dayanan özelleşen yaşam biçimini daha da yükseltmektedir.

Gelişen süreçte kentsel ve sosyal yaşam bağlamında olumlu veya olumsuz çıkarımlar ortaya konmakla birlikte iki düşünce okulu oluşmuştur. Birincisi fiziksel hareketlilik önceliğinin korunmasını destekleyen evrimci düşünce, ikincisi ise bilgi akışını ve sanal mekânların her alanda gelişimini destekleyen devrimci düşüncedir Evrimci düşünce teknolojik olanakların geleneksel yaşam biçimi ile entegrasyonunu, devrimci düşünce insanlara lokasyondan bağımsız esnek bir çevrede yeni bir yaşam biçimine katılımlarını desteklemektedir.

Bulunduğumuz kesitte bazı çalışmalar iletişim teknolojilerinin yaşamın verimliliğini ve sosyal ilişkileri arttırdığını bazı çalışmalar ise yüz yüze ilişkilerin azalması ile sosyal bağların güç kaybettiğini, insanların daha az kamusal mekânda var olduğunu savunmaktadır. Olumsuz görüşlere göre; söz konusu gelişmeler toplum
üzerinde insanların kamusal yaşam sınırlarını daraltan, ev – iş merkezli, giderek özelleşen, bireyselleşen bir yaşam biçimini yaygınlaştırmaktadır.

Sanal ortamın sağladığı zihinsel hareket sayesinde kişi, bilinç dışı bir şekilde çevreden soyutlanmakta, başta aile olmak üzere çevresindeki gerçek bireylerle etkileşimden yoksun kalmakta, sağlıklı ilişkiler yürütmekte zorluk çekebilmektedir.

Ağırlıklı olarak yazı ve imajlarla sağlanan soyut iletişim biçimi kişinin kendini toplum içinde ifade etmesini zorlaştırmakta, kişiler kendilerini daha az sınırladığı için daha güvensiz bir iletişim meydana gelebilmekte, geniş bir topluluğun kendilerini ilgiyle izlediği düşüncesine kapılan bireyler için hayali bir etkileşim söz konusu olabilmektedir. Bireye özel hizmet geliştikçe insanların kendine yeterliği artmakta, buna bağlı olarak “toplumdan uzaklaşma ve yalnızlık” olgusu için zemin oluşmaktadır.

Toffler’ın “Üçüncü Dalga” eserinde bütün varlıklı ülkelerde psikolojik çöküntü ve suç oranlarının arttığından söz edilmekte, “sosyal yardım ve ruh sağlığı endüstrileri yoğun bir faaliyettedir” ifadesiyle de teknolojinin beşiği konumunda olan ülkelerdeki sosyal sorunlara gönderme yapılmaktadır. Sanal dünyada hareket yoğunluğuna bağlı olarak fizyolojik ve psikolojik sorunlar bireyin sosyal yaşama katılımına engel teşkil edebilmektedir.

Diğer yandan tüm bunların aksine iletişim teknolojilerinin sunduğu olanaklarla bireylerin daha fazla insanla bağ kurarak

daha fazla yüz yüze iletişim potansiyeli taşıdığı, bireyler
arası etkileşimi güçlendirdiği savları da çeşitli araştırmalarla desteklenmektedir Bu düşünceye göre kablosuz ağ teknolojisi ve mobil araçlar geliştikçe kamusal mekânda zaman geçirme, sosyal etkileşim ve olası yüz yüze etkileşim fırsatı artmaktadır. Bir başka deyişle sanal hareket fiziksel hareketi desteklemektedir Ancak bu durumun iki eleştirisi vardır. Birincisi bireyin sadece mevcut ilişki ağı ile yakın çevreden ziyade uzak çevredeki kişilerle etkileşim içinde olması diğeri ise kamusal mekânda özel kullanım olanağı ile kamusal alanın bireyselleşmesi, daha az toplumsal nitelik ortaya koyması, geleneksel iletişim biçimlerinin azalması, kamusal mekânda yalnızlaşma durumudur. Tabii ki kitap okumak bisiklet sürmek vb. faaliyetler de kamusal alanda özel kullanımdır ancak mekânın yönlendirici etkisi ve önemi vardır, bu husustaki tartışma konusu varlığın zihinsel ve sosyal olarak yokluğudur.
Nihayetinde her ne kadar teknoloji, esnek hareket biçimi ve verimli zaman kullanımı bakımından fırsatlar sunsa da, yüz yüze ilişkiler özellikle iş performansı bakımından hala önemli bir unsurdur, ekonomik hayatta henüz teknoloji mekânın yerini tam olarak almamıştır.

Bu durumda önemli olan iletişim teknolojilerinin gelişimi

“sürecinde” kentsel mekân kurgusu ve kalitesinin değerlendirilmesidir. Çünkü gelişen teknoloji her ne kadar mekândan bağımsızlık vadetse de henüz bu konuda yeterli altyapıya sahip değildir. Bu yüzden “yüksek hızda bağlantı kabiliyeti” ve “güvenli iletişim sistemine” ihtiyaç duyan çoğu sektör büyük kentlerde ve kent merkezlerinde kümelenmektedir. Bu esnada, iletişim teknolojilerine koşut olarak gelişen ulaşım teknolojileriyle özel mekânlar arası (iş – konut) yoğunluk artmakta, sunulan olanaklarla “ev”in sınırları genişlemekte, dolaylı olarak kamusal mekânın anlamı değişmektedir. Bilgi iletişim teknolojileri ev ortamını, çalışma, alışveriş, eğitim, kamusal hizmet alanlarının uzantısı konumuna getirmekte, böylelikle nüfusun günlük hareket akışını ve hareket düzeyini değiştirmekte, bilgi ile insan arasından kentsel kamusal mekânı çıkarmaktadır. İletişim teknolojilerinin sunduğu mekândan bağımsız faaliyet olanakları ile gelişen yeni yapısal düzende iki temel özellik bulunmaktadır. Bunlar,

• Eylemlerin geniş mekâna yayılması,
• Eylemlerin tek merkezden kontrol edilebilmesidir.

Özetle, kentlerin her noktası merkez niteliği gösterebilmektedir. Bu durumda “kentsel mekândan soyutlanma” söz konusu ise, gerçek neden olarak iletişim teknolojilerinin henüz yeterli düzeyde “gelişmemiş olmasıyla özel mekânlara yönelim” ve “insanları sanal mekâna kaçıran yetersiz kamusal mekânlar” olarak açıklanabilir. Bu konuda Gilder’in “kentlerin yok oluşunun henüz başındayız, kentler endüstriyel çağın deposudur” ve ”günümüz kentinde aidiyet duygusu yitirilerek korku ve güvensizlik günlük yaşamın bir parçası haline geldiği için yeni iletişim biçimleriyle bireyin kendini özgür bir şekilde ifade edebileceği yer yaşadığı konut olmaya başlamıştır.Yargıları mevcut kentsel yapı ile değişen eylem biçimlerinin uyumsuzluğunu vurgulamaktadır. Özellikle az gelişmiş ülkelerde iletişim ve ulaşım biçimlerinin sağladığı hız sosyo-mekânsal problemlere derinlik katmakta, bilginin hızına yetişmeye çalışan insanlar gelişmiş bir altyapıya sahip, güvenli ve konforlu mekânlara kapanırken, gelişen sistem açısından kalifiye olmayan, düşük gelirli kesimde kentsel korku hissi açığa çıkmaktadır.

Hızlı iletişim iş miktarını artırmakta ve hızlı ulaşımı gerektirmekte, hızlı ulaşım ise mesafe engelini aşarak “yer”i homojenleştirmekte, bu durum artan hareket hızına bağlı olarak kent ve doğa algısını azaltmaktadır. Arendt “İnsanlık Durumu” eserinde, 1950’lerde ortaya çıkan otomasyon sayesinde gelecekte insanların tüketim mesaisinin artacağını, doğal yaşamın mekânikleşeceğini, yapaylaşacağını öngörmüş ve bunun belirli bir döngü ile devam edeceğini belirtmiştir. Diğer yandan “makinaların ritmi yaşamın doğal ritmini olağanüstü boyutlara vardırabilir, ancak yaşamın dünya ile ilişkisinin asli niteliğini değiştirmez” ifadesinde; 50 yıllık bir öngörünün bugün haklı sonuçlarını görmekle birlikte, yaşamın doğal ritminin bugün vardığı ya da gelecekte varacağı düzey “yaşamın dünya ile değişemez asli niteliği” (hareketlilik biçimleri, hız, etkileşim modları vb.) ifadesinin geçerliliği bakımından kuşku yaratmaktadır. Bu bağlamda açıklanan değişim sürecinde bugüne kadar toplumun etkileşim ara yüzü olarak işlev gören kamusal mekânların anlamı kentsel planlama ve mimarlık bilimleri açısından değerlendirilmesi gereken bir konudur. Çünkü bugün kentsel mekânın yapısına müdahale edemeyen, çocuk yaşlarda olan, iletişim araçlarına uyumlu bir şekilde büyüyen yakın geleceğin yetişkin bireyleri dünün mekânlarında yaşamakta ancak yarının iletişim biçimlerini kullanmaktadır.

page59image86228176

İletişim teknolojileri 2000’li yıllardan itibaren hızla gelişen internet erişim ağı ve mobil araç teknolojisi ile kentsel mekâna alternatif sanal bir zeminde kentlerin güncel hareketliliğini düzenlemektedir. Bu teknolojilerin kent yaşamına kattığı

hız ile belirli sektörlerin mekânsal bağımlılığı, çeşitli kentsel fonksiyonların fizik mekân ihtiyaçları ve kamusal mekânların kullanım biçimini değiştirmektedir. Söz konusu durumun olumlu ya da olumsuz bir şekilde gelişimi ise kentsel mekânsal kalite ile doğru orantılıdır. Algı ve geçmiş deneyimlerin ürünü olan çevresel imaj kent içi harekete, kenti tanımaya ve yorumlamaya rehberlik etmektedir. Bu durum günümüz koşullarında fiziksel niteliklerden çok işlevsel niteliklerin ön planda tutulduğu mekânsal üretim anlayışının sorgulanmasını gerektirmektedir. Kentlerin kimliğini, ortak belleğini, sosyal etkileşimlerini düzenleyen, toplumsal sağlığa hizmet eden kamusal mekânlar günümüzde birçok yerde işlevsel kentsel gelişmenin baskısı altındadır. İşlevsel şehirciliğin gelişmesinde ise yeni iletişim teknolojileri ile ortaya çıkan yeni etkileşim biçimlerinin önemli payı bulunmaktadır. Özellikle güncel faaliyetlerin yerine getirilme sürecinde “artan hız” mekân algımızı yönetmektedir. Hız kazanan kentte insanların birer

organı gibi kullandıkları portatif iletişim araçları alternatif rotalar ve mekânsal deneyimler fırsatı ortaya koyarken, insanlar özel mekânlara yönelmekte ya da kamusal alanda özel dünyasına soyutlamaktadır. Mobil araç ve sanal ağ teknolojisi sadece iletişim

için değil kentsel mekânda sosyal varlığın yükseltilmesini, kültür mirasının etkin bir şekilde deneyimlenmesini, kamusal sanatın teşvikini, sokak yaşamını desteklemeli, genç neslin fiziksel olarak akıcı ve çekici mekânlarda yaşamasına olanak sağlamalıdır. Mevcut durumda iletişim teknolojilerinin giderek daha

hızlı gelişeceği açık olmakla birlikte sınırlı – sınırsız dünya arasında geçiş dönemindeki toplumun geçmiş-bugün-gelecek perspektifinde kentsel yaşamın sunduğu/sunacağı bazı noktalar önem taşır.Bu noktada dikkat edilecek bir husus gelecek henüz deneyimlenmediği için şu an hayal edilemez yeni teknolojilerin hayatımıza aktarımı konusunda net bir fikir ortaya koymak güçtür. Bu sebeple “gelecek perspektifi” iletişim teknolojilerinin güncel hayatımızı düzenleyen temel etkilerinin daha da gelişimi üzerine yapılan kestirimleri kapsamaktadır. Bu perspektifte günümüz kentinin altyapısındaki bazı sorunları vurgulamak önem arzetmektedir.

günümüzdeki teknolojik altyapı mekândan bağımsız bir hizmet olanağı sunabilmesine rağmen insanları belirli mekânlara ve o mekânlardaki donanımlara (araçlara) bağımlı kılmaktadır. Ancak iletişim teknolojileri altyapısı bilgiyi mekânsızlaştırdığı gibi insanı da mekânsızlaştırmayı hedeflemiştir. Hatta iletişim teknolojilerinin Zaman sürecinde güncel yaşam faaliyetlerini yönlendiren üç karakteristik ve nitelikleri

Geçmiş: Kentsel Kamusal Mekanlara Bağımlılık
• Topluma yönelik kitlesel üretim
• Zorunlu ve isteğe bağlı ihtiyaçların kamusal mekanda giderilmesi
• Yüzyüze iletişim, yaya ölçeği, toplumsal etkileşimin arayüzü kamusal mekanlar
• Kentsel mekânda zincirleme ve karmaşık etkileşim biçimi
• Kentsel mekânda estetik, kimlik ve doğal niteliklerinin önem arz etmesi
• Kensel mekânın toplumsal iletişim üzerinde yönlendirici etkisi Günümüz: Özel Mekânlara ve Donanımlara Bağımlılık • Bireye özel hizmet üretiminin gelişimi (gsm, internet vd. )

• Zorunlu ve isteğe bağlı ihtiyaçların kısmen sanal mekânda giderilebilmesi • Birim zamanda yapılabilecek iş sayısının artışı

• Çalışma mekânları için kümelenme ihtiyacı
• Özel araç talebinin artışı ve kamusal mekânlar üzerindeki baskısı
• Kentsel mekânda planlı hareket eğilimi ve insanlar arası planlı etkileşim.
• Yersizleşen, kentsel mekanların kimliksizleşmesi Gelecek : Mekan ve Donanımdan Bağımsızlık

• Bireye özel hizmet üretimi
• Zorunlu ve isteğe bağlı ihtiyaçların tamamen sanal mekânda giderilebilmesi
• İletilen ve saklanan bilgiye sınırsız mekânda hızlı erişim ve arttırılmış sanal gerçeklik
• Çalışma ve bazı kamu yapılarının konumdan bağımsızlığı Sorunlar Kentlerin biçimlenmesinde işlevsel yaklaşımların gelişmesi (estetik, imaj, sürdürebilirlik değerlerinin ikinci planda değerlendirilmesi) Yaşam kalitesinin kolay ulaşım ve konforlu konut olmak üzere iki ölçüt üzerine gelişimi, Kamusal açık mekanların geçiş mekanlarına dönüşümü ,Kamusal mekandan çekilme veya kamusal mekanda yalnızlık. Bireysel ve toplumsal sağlığın deformasyonu Ancak iletişim teknolojileri altyapısı bilgiyi mekansızlaştırdığı gibi insanı da mekansızlaştırmayı hedeflemiştir.
Internet’in hızla gelişimi ve iş dünyasında çok çabuk kabul görerek yaygınlaşması sonucunda e-ticaret geliştirilmiş ve ticari malların satışı doğrudan fiziksel bağlantı kurmaya veya fiziksel bir değiş tokuş işlemine gerek kalmadan, tarafların elektronik olarak iletişim kurarak ticaretini yapmaya olanak sağlamıştır.

Kaynak: Boss Life dergi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here